Türkiye’de Devlet Bütçesinden Kültüre Ayrılan Pay Ve Türkiye’nin Kültür Vizyonu Üzerine Bir Değerlen

Türkiye’nin 2015 yılı bütçesi geçtiğimiz haftalarda Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklandı. Buna göre, toplam bütçe giderlerinin 472,9 milyar TL düzeyinde olması öngörülüyor. Bütçeden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ayrılan ödenek ise 2,3 milyar TL. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın payı geçmiş yıllara oranla bir miktar artmış olmakla birlikte hâlâ %0,5’in altında.

2015 yılında bakanlıklar ve diğer kamu kurumlarına ayrılan ödenekler detaylı olarak incelendiğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düşük bütçeli kurumlar arasında yer aldığı görülüyor. Bu durum geçtiğimiz yıllarda da böyleydi.

Kültür ve yaratıcılığın, kalkınma stratejilerinde ön plana alınması gerekliliği tüm dünyada her geçen gün daha iyi anlaşılmakta olan bir durum. Bu bağlamda, özellikle gelişmiş ülkeler, hem ulusal hem yerel düzeyde, kültürel varlıkların, sanatın, kültür endüstrileri ve yaratıcı sektörlerin gelişip ülke ekonomisine katkı sağlamalarına yönelik politikalar geliştiriyor ve adımlar atıyorlar.

Sayısal bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Avrupa Konseyi tarafından açıklanan verilere göre, devlet bütçesinden kültüre ayrılan pay bakımından Türkiye diğer ülkelerin gerisinde bulunuyor. Üstelik Türkiye’de ‘kültür’ ve ‘turizm’ alanları tek bir bakanlıkta toplandığı için, söz konusu bakanlığa ayrılan ödeneğin en iyi ihtimalle yarısı kültür alanına harcanıyor.

Şu bir gerçek ki, ulusal düzeyde kültüre ayrılan bütçe bakımından Türkiye göreli olarak diğer ülkelerin gerisinde olsa da, kültürün hükümetlerin öncelik sırasında hâlâ yeterince yukarılarda yer almayışı ve özellikle ekonomik kriz dönemlerinde mali kesintiye uğrayan ilk alan oluşu, Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde de bir sorun olmayı sürdürüyor. Özellikle Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde konuyla ilgili faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri, bu anlayışın değişmesi yönünde mücadele vermeye devam ediyorlar. Fakat yine de, kültürün ekonomik ve sosyal kalkınmada oynadığı rolün öneminin hem ulusal hem yerel düzeyde, hem de sivil toplum düzeyinde kavranmış olması bakımından gelişmiş ülkelerin bizden daha ileride olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Doğru bir kültür vizyonuna sahip olmak, en az kültüre ayrılan mali kaynak kadar önemli.

Mesele yalnızca ülkelerin kültüre ulusal düzeyde ne kadar mali kaynak aktardığıyla ilgili değil. Kültür ekonomisine dair daha bütüncül bir değerlendirme yapabilmek için, kültüre ayrılan söz konusu kaynaklar ile ne gibi yatırımlar yapıldığı, hangi alanlarda ne tür projelerin desteklendiği, ulusal ve yerel düzeyde nasıl bir kültür vizyonuna sahip olunduğu ve nasıl bir kültür politikasının benimsendiği de irdelenmeli. Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçeden aldığı payı nasıl değerlendirdiğine dair detaylı bir incelemeye bir sonraki yazımda yer vereceğim. Fakat bu noktada, birtakım temel belgelere dayanarak, Türkiye’de politika yapıcıların ulusal ve yerel düzeyde nasıl bir kültür vizyonuna sahip olduklarına dair kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Türkiye’de politika yapıcıların kültür alanına dair yaklaşımlarını ortaya koyan temel metinlerin başında, Avrupa Konseyi Kültür Politikalarını Gözden Geçirme Programı kapsamında yazılan ve İngilizcesi 2013 yılının Ekim ayında yayınlanan Türkiye Ulusal Kültür Politikası Raporu sayılabilir. Söz konusu raporda “Cultural Economy (Kültür Ekonomisi)” başlığı altında Türkiye’nin katıldığı uluslararası kültürel etkinlikler, üye olduğu uluslararası fonlar, anlaşmalar ve kurumlar, sektörlere dair bazı istatistiki bilgiler, devlet tarafından sektörlere sağlanan finansal desteklerin miktarları, meslek birliklerine ait bilgiler, yasal düzenlemeler gibi kültür alanına dair ‘tanımlayıcı’ bir içeriğe yer vermekle yetiniliyor. Bu anlamda, Türkiye Ulusal Kültür Politikası Raporu metninin kültür ekonomisi alanındaki sorunları tespit eden ve bu sorunların çözümü ve kültür ekonomisinin uluslararası düzlemde rekabetçi avantaj kazanabilmesi için yapılması gerekenleri ortaya koyan gerçek bir politika metni olarak görülebilmesi pek mümkün değil.

Kültür vizyonuna dair yerel düzlemde bir değerlendirme yapmak için ise, başta büyükşehir belediyelerininkiler olmak üzere yerel yönetimlerin stratejik planlarını gözden geçirmek yerinde olur. Bu belgelerin birçoğunda kültür endüstrilerinin geliştirilmesi, kültüre erişimin kolaylaştırılması, kültür hizmetlerinin yaygınlaştırılması gibi hedeflerden söz ediliyor. Fakat, kültürün Türkiye’deki merkezi sayılabilecek İstanbul’da bile, Büyük Şehir Belediyesi’nin bu konulara dair vizyonunu ortaya koyan, somut politikalar içeren ve salt kültür alanına yoğunlaşmış olan bir kültür stratejisi bulunmuyor.

Bir diğer önemli referans noktası da, Türkiye’de 2006 yılından bu yana faaliyet gösteren kalkınma ajanslarının hazırladıkları bölge planları ve ekonomik kalkınma odaklı projeler için dağıttıkları mali destekler. Kalkınma ajanslarının, son yıllardaki girişimleri – az sayıda da olsa-, kültür ekonomisine yönelik kamusal desteğin somut örneklerinin başında sayılabilir. Başta İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki kalkınma ajanslarının birçoğu, kültür endüstrilerini ve yaratıcı sektörleri, yüksek katma değer üretme potansiyelleri dolayısıyla ekonomik gelişmenin ekseni olarak kabul etmiş durumdalar. Bu doğrultuda İSTKA, İstanbul ekonomisi için stratejik öneme sahip olan yaratıcı sektörlerin geliştirilmesine yönelik araştırma, geliştirme, inovasyon vs. projelerine maddi destekler sağladı/sağlıyor. Diğer kalkınma ajanslarının da bu yönde girişimleri olduğu biliniyor. Yukarıda da vurguladığım gibi, kalkınma ajansları tarafından kültür alanına yönelik olarak verilmiş desteklerin sayısı henüz çok değil. Bu nedenle, ajansların varlığını kutlamak için belki henüz erken. Ama en azından, yaratıcılık ve kültür odaklı bir gelişme stratejisi benimsedikleri ve bu yönde somut adımlar atmaya başladıklarının altını çizmek gerekiyor. Üstelik Kalkınma Bakanlığı’na devlet bütçesinden ayrılan pay 2014’ten 2015’e %75 oranında arttı. Bu durum kalkınma ajanslarının bu yıl daha fazla projeye destek vereceği öngörüsünü doğuruyor. Tabii bunların ne kadarının yaratıcılık ve kültür odaklı projeler olacağını önümüzdeki aylarda göreceğiz.

Özetle, Türkiye’de devlet bütçesinden kültür alanına aktarılan maddi destek henüz sanatçıların, sivil toplum temsilcilerinin, bu alanda çalışan akademisyenlerin ve tüm diğer kültür aktörlerinin hayal ettiği düzeyde değil. Bunun yanında, Türkiye’de - iyi niyetli birtakım çabalara rağmen - özellikle ulusal düzeyde bir kültür vizyonuna sahip olunduğu da henüz söylenemez. Fakat yine de, bilhassa yerel düzlemde gerçekleşmekte olan zihniyet değişimi ve yavaş da olsa atılan adımlar, uzun vadede en azından bugünkünden daha doğru bir noktaya doğru gidilebileceği konusunda umut veriyor.

Arşiv
Etiketlere Göre Ara
Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square