Sanata Erişim Sınıfsal Bir Hak Mı?

January 18, 2015

Geçtiğimiz günlerde Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Resitalleri kapsamında dünyaca ünlü piyanist Romain Descharmes’i ağırladı. Bu yazıda, piyanistin güçlü repertuarından, müzikal dehasından, uluslararası başarılarından bahsederek konuyu kapatmak isterdim. Fakat Türkiye’de -ve aslında dünyanın pek çok yerinde- bir müzikal etkinlik, özellikle de bir klasik müzik konseri söz konusu olduğunda, etkinliğin içeriğinden ve sanatçının yeteneğinden önce bu içerik ve yeteneğe hangi izleyici kitlesinin erişebildiğinin tartışılması gerekiyor.

 

Kültüre ve sanata erişim, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada önemli bir sorun. Türkiye’de de, sanatsal etkinliklerin hem fiziksel hem de finansal erişilebilirliği son derece problemli. Fiziksel erişilebilirlik sorunu etkinliklerin çoğunun büyük şehirlerde ve özellikle de İstanbul’da gerçekleşiyor olmasından ve İstanbul’daki etkinliklerin de kentin ‘kültür üçgeni’ olarak tanımlanan ve Beyoğlu, Beşiktaş, Kadıköy ve tarihi yarımadayı içine alan bölgesinde yoğunlaşıyor olmasından kaynaklanıyor. Finansal erişilebilirlik ise bilet fiyatlarıyla ilgili ve tüketici açısından aşılması daha zor bir konu. Bunların yanında bir de belli sanatsal türlerin belli sosyal sınıflarla özdeşleştirilmesinden doğan bir dışlama/dışlanma meselesinden söz etmek gerek.

 

Klasik müzik alanında hem uluslararası üne sahip müzisyenlerin Türkiye’de konser vermesine ön ayak olan, hem de Türk sanatçıların yer aldığı etkinliklerin organizasyonuna katkıda bulunan tüm kurum ve kuruluşların her koşulda hakkını teslim etmek gerektiği bir gerçek. Fakat örneğin her ay dünyaca ünlü bir klasik müzik sanatçısına ev sahipliği yapan İstanbul Resitalleri’nin bilet fiyatları 150 TL. Üstelik öğrenci indirimi de mevcut değil. İstanbul’da gerçekleşen klasik müzik etkinliklerinin birçoğunda da (az sayıda birkaç istisna dışında) benzer fiyat tarifeleri uygulanıyor. Bu şartlarda toplumun büyük bir kısmının bu etkinliklerden mahrum kalması kaçınılmaz hale geliyor.

 

Bu durumun aşılması için hem bu tip etkinlikleri düzenleyen ve destekleyen kurumlara hem de yerel yönetimlere iş düşüyor. Özel kurumlar, en azından öğrencilerin ve özellikle de kültür-sanat alanında öğrenim görenlerin bu etkinlikleri daha uygun ücretler karşılığında izleyebilmelerini sağlayabilirler. Üstelik bu şekilde etkinlik mekanlarında boş kalan koltuklar da değerlendirilmiş olur. Yerel yönetimler de yabancı sanatçıları davet eden kurumlarla işbirliği yapıp, bu sanatçıların ülkemizi ziyaretleri sırasında bir kez de kendi kültür merkezlerinde daha uygun fiyatlara gösteri sergilemesini sağlayabilirler. Aynı konserin iki farklı fiyattan iki farklı mekanda farklı sosyo-ekonomik grupları hedefleyerek düzenlenmesinin, var olan sınıfsal farklılıkları yeniden üreteceği savunulabilir. Ve ideal olan toplumun her kesiminin bu tip etkinlikler vesilesiyle aynı kamusal alanlarda bir araya gelmesidir. Fakat bu en azından şimdilik pek mümkün görünmediği için, yukarıdaki öneri sanata erişimi artıracak pratik bir yol olabilir.

 

Klasik müziği sadece “üst” sınıfın tercih ettiği bir tür olarak görenler, farklı fiyat politikaları uygulansa dahi toplumun farklı kesimlerinden bu müziğe yönelik bir talep oluşmayacağını savunabilirler. Oysa müzikal beğeni, özünde sınıfsal farklılıklarla ilgili değildir. Belli türlerin belli toplumsal gruplarla eşleştirilmesi, topluma sonradan empoze edilmiş bir durumdur. Hiçbir müzikal türün bir diğeri üzerinde üstünlüğü olmadığı gibi, toplumun her kesiminde, her müzikal türe karşı beğeni gelişebilir. Ayrıca şu soru üzerine de düşünmek gerek: Klasik müzik konserlerini izlemeye gelenlerin kaçı gerçekten bu müzikten hoşlandığı için, kaçı hangi sınıfa mensup olduğunun (ve aynı zamanda hangi sınıfa mensup olmadığının) altını çizmek için gelir?

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara
Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square