Sevgili Dizi Sektörü, Şu Müzik Sektörüne Bir El Atsan

August 25, 2016

Baştan söyleyeyim, asla popüler kültür karşıtı bir insan değilim. Hiçbir sanat eserinin bir diğerinden aşağı ya da üstün olduğunu düşünmüyorum. Kültür sanat alanında türler, tarzlar, yorumlar üzerinden herhangi bir hiyerarşik düzen kurulabileceği fikrine karşıyım. Bu alandaki fikrimi en iyi özetleyen ifade, sevgili Cem Behar Hocamın “kötü müzik yoktur kötü icra vardır” cümlesidir. Behar’ın müzik sanatı için kurduğu bu cümle tüm sanat dalları için geçerlidir bana göre, ama ben bu yazımda müzik eserleri ile ilgili bir iki laf edeceğim.

 

Dediğim gibi, popüler kültürün tu kaka edilip bir kenara itilmesindense iyi yönde kullanılmasından yanayım. Toplumun ilgisi madem popüler olan kültür ürünlerinin üzerinde, öyleyse ‘bunlar aracılığıyla nasıl yaparız da daha yaratıcı ve farklı eserleri topluma sunarız’ şeklinde kafa yorulması taraftarıyım.

 

Son birkaç aydır müzik sektörü üzerine yazmakta olduğum tezim kapsamında sektör temsilcileriyle ve müzik dinleyicileriyle onlarca görüşme gerçekleştirdim. Bu görüşmelerin ortaya koyduğu temel sonuçlardan bir tanesi Türk dizilerinin yeni şarkıcıları ve yeni şarkıları tabiri caizse ‘patlatmak’ bakımından diğer bürün mecraların önüne geçmiş olduğu. Müziğin topluma açılan en önemli kapısı olması beklenen radyolar, sıfır bir şarkıyı reyting kaygısıyla yayınlamıyorlar çoğu kez. Çünkü radyo dinleyicisi, daha önce duymadığı bir şarkı radyoda çalmaya başladığında bildiği, sevdiği bir şarkıyı duyma beklentisiyle başka kanallara geçiş yapma eğiliminde oluyor(muş). Reklam pastasından giderek daha az pay alan radyo mecrasınınsa en ufak bir dinleyici kaybına tahammülü yok. Fakat dizilerde şarkılar süregiden hikayenin içine yedirildiği için (hatta bazı zamanlarda dizi, uzunca biz müzik klibine dönüşebiliyor) dizide yeni bir şarkı çalınmaya başladı diye kimse pek kanalı değiştirmiyor. Dizi izlerken fonda çalan müzik ikincil bir içerik en nihayetinde. Birincil içerik olan hikaye izleyiciyi diziye bağlamaya yeterli geliyorsa, yeni ve farklı bir şarkı duymak kanal değiştirmeye itmiyor. Hatta hikayeyle özdeşleştirilen şarkının izleyici tarafından beğenilme ihtimali artıyor. 

 

Hal böyle olunca diziler müzik sektörü için önemli bir konuma gelmiş bulunuyorlar. İşte tam da bu noktada popüler kültürün iyi bir niyet için kullanılması meselesine geliyoruz. (Elbette ki kimseye [özellikle de doğrudan müzik sektörü ile ilişkili olmayan bir mecraya] böyle bir zorunluluk/sorumluluk yüklenemez ama var olan şartlarda toplum adına ve müzik adına neyin daha yararlı/optimal olacağı hakkında fikir beyan edilebilir.) Mademki dizilerin böyle bir etkisi var, öyleyse ahbap çavuş ilişkisiyle dizide oynayan bir kızcağızın/çocukcağızın (veya herhangi başka birinin) detone yorumunu (kötü icrasını) kayda alıp bölüm başına 2-3 kere çalarak müzikal yanlışlıkları kulaklara empoze etmektense (bence böylelikle izleyicilerin kulakları yanlış eğitiliyor), bu konuda bir misyon üstlenilip gerçekten yetenekli insanlar müzik sektöründe yukarıya taşınsalar fena mı olur? Ki bunu yapan dizi yapımları da birer iyi örnek olarak mevcut, benim dileğim kötü örneklerin tamamen ortadan kalkıp iyi örneklerin yaygınlaşması.

 

Bir tarafta, tüm bunları kendi içinde halletmesi gereken koskoca bir müzik sektörü dururken (müzik medyası da dahil) bu görevi bambaşka bir sektör olan dizilere yüklemeye çalışmanın aslında çok komik olduğunu kabul ediyorum. Ama müzik sektörünün (aslında sektörden ziyade sektörü yönlendiren ana akım müzik medyasının) silkinip kendine geleceği yok, en azından kısa vadede böyle bir ışık yok. Öyleyse müzikal yeniliklerin diziler aracılığıyla topluma ulaşması pratik bir çözüm gibi geliyor.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara
Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square